Yetişkin psikiyatrisi, 18 yaş üstündeki kişilerde görülen ruhsal rahatsızlıkların tanı ve tedavisiyle ilgilenir. Bu alanda en sık karşılaşılan sorunların başında depresyon gelir. Ankara’da yetişkin psikiyatristi arayanların önemli bir kısmı da uzun süredir geçmeyen bir mutsuzluk, isteksizlik ve yorgunluk nedeniyle başvurur. Bu sayfada depresyonu nasıl tanıyabileceğinizi, psikiyatristin değerlendirmeyi nasıl yaptığını ve tedavinin nasıl ilerlediğini ayrıntılı olarak anlatıyoruz.
Depresyon sadece üzüntü değildir
Üzüntü, kayıp ya da hayal kırıklığından sonra herkesin yaşadığı doğal bir duygudur ve genellikle zamanla hafifler. Depresyonda ise çökkün ruh hali en az iki hafta boyunca, neredeyse her gün sürer ve kişinin işini, ilişkilerini ve kendine bakımını etkiler. Aşağıdaki belirtilerin birkaçı birlikte görülüyorsa depresyondan söz edilebilir:
- Günün çoğunda süren mutsuzluk, boşluk ya da umutsuzluk hissi
- Eskiden keyif alınan etkinliklere karşı ilgi kaybı
- Uykusuzluk ya da aşırı uyuma
- İştahta ve kiloda belirgin değişiklik
- Yorgunluk, enerji düşüklüğü ve hareketlerde yavaşlama
- Değersizlik ve suçluluk düşünceleri
- Dikkati toplayamama ve karar verememe
- Ölüm ya da yaşamı sonlandırma düşünceleri
Bazı kişilerde depresyon daha çok bedensel yakınmalarla, örneğin baş ağrısı, mide şikâyetleri ya da yaygın ağrılarla kendini gösterir. Bu nedenle tetkiklerde bir neden bulunamayan ve uzun süren bedensel yakınmalarda depresyon da akla getirilmelidir.
Psikiyatrik değerlendirme nasıl yapılır?
Psikiyatrist ilk görüşmede belirtilerin ne zaman başladığını, şiddetini ve günlük yaşama etkisini sorar. Daha önce benzer dönemler yaşanıp yaşanmadığı, ailede depresyon ya da bipolar bozukluk öyküsü, kullanılan ilaçlar, alkol kullanımı ve yaşam koşulları da değerlendirilir. Coşkulu, az uyunan ve aşırı enerjik dönemler sorulur; çünkü bu dönemlerin varlığı bipolar bozukluğu düşündürür ve tedavi yaklaşımını değiştirir. Tiroit bozukluğu, kansızlık ya da B12 vitamini eksikliği gibi depresyona benzeyen durumları ayırt etmek için kan tahlilleri istenebilir.

Depresyonun tedavisi
Hafif depresyonda düzenli psikoterapi ve yaşam düzenlemeleri çoğu zaman yeterlidir. Orta ve ağır depresyonda ise antidepresan ilaç tedavisi ile psikoterapinin birlikte kullanılması en iyi sonucu verir. Antidepresanların etkisi genellikle iki ila dört hafta içinde başlar; tam etki için altı ila sekiz hafta gerekebilir. İlk haftalarda hafif mide bulantısı, baş ağrısı ya da uyku değişikliği gibi yan etkiler görülebilir ve bunlar çoğunlukla zamanla azalır. Bir ilaç yeterli fayda sağlamazsa doz ayarlanır ya da başka bir ilaca geçilir.
Belirtiler düzeldikten sonra ilaç tedavisine genellikle altı ila on iki ay daha devam edilir; bu süre depresyonun geri dönme riskini önemli ölçüde azaltır. Daha önce birden fazla depresyon dönemi geçirmiş kişilerde tedavi daha uzun planlanabilir. İlacın bırakılması mutlaka hekimle birlikte ve dozu yavaş yavaş azaltarak yapılmalıdır.
Tedaviyi destekleyen günlük adımlar
İlaç ve terapinin yanında bazı alışkanlıklar iyileşmeyi hızlandırır. Her gün aynı saatte yatıp kalkmak, kısa da olsa düzenli yürüyüş yapmak, gün ışığına çıkmak, alkolden uzak durmak ve küçük, ulaşılabilir hedefler koymak bunların başında gelir. Depresyon kişiyi yalnızlaşmaya iter; oysa güvendiğiniz birkaç kişiyle bağlantıda kalmak iyileşmenin önemli bir parçasıdır.
Depresyonun farklı görünümleri
Depresyon herkeste aynı şekilde ortaya çıkmaz. Doğum sonrası depresyon, doğumdan sonraki haftalarda ya da aylarda başlar ve annenin kendine ve bebeğine bakmasını zorlaştırabilir; geçici hüzünlenmeden farklı olarak iki haftadan uzun sürer. Mevsimsel depresyon çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında belirginleşir; aşırı uyku ve tatlı isteği öne çıkabilir. Kalıcı depresif bozuklukta ise belirtiler daha hafif ama en az iki yıl boyunca süreklidir ve kişi bu durumu kişiliğinin bir parçası sanabilir. İleri yaşta depresyon ise unutkanlık ve bedensel yakınmalarla karışabilir. Her birinin tedavi yaklaşımı küçük farklılıklar gösterdiği için doğru tanı önemlidir.