İzmir Psikiyatri ve Psikolog

İzmir'de psikiyatri ya da psikolog desteği arayanlar için kaygı bozuklukları: normal kaygıdan farkı, türleri, bedensel belirtiler, değerlendirme ve tedavi seçenekleri.

Kaygı, insanı tehlikelere karşı uyaran doğal ve gerekli bir duygudur. Ancak bazı kişilerde kaygı gerçek bir tehlike olmadan ortaya çıkar, yoğunluğu durumla orantısız hâle gelir ve günlük yaşamı yönetmeye başlar. Kaygı bozuklukları, toplumda en sık görülen ruhsal rahatsızlıklar arasındadır ve uygun tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilir. İzmir’de psikiyatri ya da psikolog desteği arayanlar için bu sayfada kaygı bozukluklarının türlerini, belirtilerini ve tedavi seçeneklerini anlatıyoruz.

Normal kaygı ile kaygı bozukluğu arasındaki fark

Önemli bir sınavdan, iş görüşmesinden ya da sağlıkla ilgili bir sonuçtan önce gerginlik duymak normaldir; bu kaygı durum geçince azalır. Kaygı bozukluğunda ise endişe çoğu zaman belirli bir nedene bağlı değildir ya da nedenle orantısız ölçüde yoğundur, aylarca sürer ve kişi onu kontrol edemez. Kişi kaygı duyduğu durumlardan kaçınmaya başlar; bu kaçınma kısa vadede rahatlatsa da uzun vadede kaygıyı büyütür ve yaşam alanını daraltır. Kaygı iş, okul, ilişkiler ya da uyku düzeninde belirgin bir bozulmaya yol açıyorsa bir uzmanın değerlendirmesi gerekir.

Kaygı bozukluklarının türleri

Yaygın kaygı bozukluğu

Kişi iş, sağlık, para, aile gibi pek çok konuda neredeyse her gün ve aylarca süren bir endişe içindedir. Endişeyi durduramaz; kas gerginliği, yorgunluk, huzursuzluk, dikkat dağınıklığı ve uykusuzluk eşlik eder. “Ya kötü bir şey olursa” düşüncesi zihnin arka planında sürekli çalışır.

Panik bozukluk ve agorafobi

Aniden başlayan, birkaç dakika içinde zirveye ulaşan yoğun korku nöbetleri görülür: çarpıntı, nefes darlığı, göğüste sıkışma, baş dönmesi, ölüm ya da kontrolü kaybetme korkusu. Ataklar tekrarladıkça kişi yeni bir atak geçirme korkusuyla kalabalık yerlerden, toplu taşımadan ya da evden tek başına çıkmaktan kaçınmaya başlayabilir; buna agorafobi denir.

Sosyal kaygı bozukluğu

Başkalarının önünde konuşmak, yemek yemek, tanımadığı kişilerle tanışmak gibi durumlarda yoğun bir değerlendirilme ve utanç korkusu yaşanır. Kızarma, titreme ve terleme sık görülür. Kişi bu durumlardan kaçındıkça eğitim ve iş fırsatlarını kaçırabilir.

Özgül fobiler

Yükseklik, kapalı alan, belirli hayvanlar, uçak yolculuğu ya da kan gibi belirli bir nesne veya duruma karşı yoğun ve mantıksız bir korku vardır. Korkulan şeyle karşılaşmak, hatta onu düşünmek bile yoğun kaygıya yol açar.

Sağlık kaygısı

Kişi ciddi bir hastalığı olduğundan sürekli şüphelenir; normal bedensel duyumları tehlikeli bir hastalığın belirtisi olarak yorumlar, tekrar tekrar doktora gider ya da sürekli internette belirti araştırır. Temiz çıkan tetkikler yalnızca kısa süreli rahatlama sağlar.

Kaygı bozuklukları: düğümlenmiş bir ipin sakin dalgalara dönüşmesi

Kaygının bedendeki karşılığı

Kaygı yalnızca zihinde değil, bedende de yaşanır. Beyin bir tehlike algıladığında vücut “savaş ya da kaç” tepkisine geçer: kalp hızlanır, nefes sıklaşır, kaslar gerilir, sindirim yavaşlar. Gerçek bir tehlike yokken bu tepkinin sık sık devreye girmesi çarpıntı, mide şikâyetleri, baş ağrısı ve yorgunluk gibi yakınmalara yol açar. Bu nedenle kaygı bozukluğu olan pek çok kişi önce kardiyoloji ya da dahiliye gibi bölümlere başvurur.

Değerlendirme ve tedavi

Psikiyatrist önce belirtilerin türünü, sıklığını ve günlük yaşama etkisini değerlendirir. Tiroit bezinin aşırı çalışması, aşırı kafein tüketimi ya da bazı ilaçlar kaygıya benzer belirtiler yaratabileceği için gerekli durumlarda tetkik istenir. Tedavinin iki temel ayağı vardır. Bilişsel davranışçı terapi, kaygıyı besleyen düşünceleri değiştirmeyi ve kaçınılan durumlarla kademeli olarak yüzleşmeyi hedefler; kaygı bozukluklarında etkinliği en iyi gösterilmiş terapidir. İlaç tedavisinde ise uzun süreli kullanımda bağımlılık yapmayan antidepresanlar ilk seçenektir; etkileri birkaç hafta içinde başlar. Bağımlılık riski taşıyan sakinleştiriciler yalnızca kısa süreli ve dikkatle kullanılır. Çoğu kişide terapi ve ilacın birlikte kullanılması en hızlı ve en kalıcı sonucu verir.

Kaygıyla günlük baş etme

  • Kaygı yükseldiğinde birkaç dakika yavaş ve derin nefes alıp verin; nefes vermeyi nefes almaktan uzun tutun.
  • Kafein ve alkolü azaltın; ikisi de kaygıyı artırır.
  • Düzenli egzersiz yapın; haftada birkaç kez tempolu yürüyüş bile fark yaratır.
  • Endişelerinizi gün boyu taşımak yerine onlara günde kısa bir “endişe zamanı” ayırın.
  • Kaçındığınız durumlarla küçük adımlarla yüzleşin; kaçınma kaygıyı besler.
Göğüs ağrısı ve nefes darlığı ilk kez ortaya çıktıysa ya da daha önceki ataklarınızdan farklıysa önce kalp ve akciğer sorunlarını dışlamak için acil servise başvurun.

İlgili sayfalar

Sık sorulan sorular

Kaygı bozukluğu kendiliğinden geçer mi?

Hafif ve kısa süreli kaygılar zamanla azalabilir; ancak aylardır süren ve günlük yaşamı etkileyen kaygı bozuklukları çoğunlukla tedavi olmadan kalıcı biçimde düzelmez. Kaçınma davranışları kaygıyı zamanla büyütebilir.

Panik atak kalp krizine yol açar mı?

Panik atak çok korkutucu olsa da tek başına kalp krizine yol açmaz. Ancak belirtiler ilk kez ortaya çıktığında ya da önceki ataklardan farklı olduğunda kalp ve akciğer sorunlarını dışlamak için tıbbi değerlendirme gerekir.

Kaygı için kullanılan ilaçlar bağımlılık yapar mı?

İlk tercih edilen antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Bağımlılık riski taşıyan bazı sakinleştiriciler ise yalnızca kısa süreli ve hekim kontrolünde kullanılır.

Kafein kaygıyı artırır mı?

Evet. Kahve, enerji içecekleri ve yoğun çay tüketimi çarpıntı ve huzursuzluğu artırarak kaygı belirtilerini kötüleştirebilir. Kaygı yaşayan kişilerin kafeini azaltması önerilir.